Eşlerden birinin boşanmak istememesi, çekişmeli boşanma davasında tek başına boşanmaya engel değildir. Türk Medeni Kanunu m. 166/1 uyarınca Evlilik birliği, ortak hayatı sürdürmeleri kendilerinden beklenmeyecek derecede temelinden sarsılmış olursa, eşlerden her biri boşanma davası açabilir.

Anlaşmalı ve çekişmeli boşanma arasındaki fark

Anlaşmalı boşanmada eşlerin boşanma ve boşanmanın sonuçları üzerinde anlaşması gerekir. Eşlerden biri bu iradeyi paylaşmıyorsa anlaşmalı boşanma mümkün olmaz. Buna karşılık çekişmeli boşanma davasında eşlerden biri, diğerinin rızası bulunmadan dava açabilir. Bu durumda mahkeme, evlilik birliğinin temelinden sarsılıp sarsılmadığını ve ortak hayatın sürdürülmesinin eşlerden beklenip beklenemeyeceğini değerlendirir.

Boşanmak istemeyen eşin itirazı ne sonuç doğurur?

Türk Medeni Kanunu m. 166/2, davacının kusurunun daha ağır olması halinde davalı eşe itiraz hakkı tanır. Ancak bu itiraz her durumda davanın reddi sonucunu doğurmaz. İtirazın hakkın kötüye kullanılması niteliğinde olması veya evlilik birliğinin devamında davalı eş ve çocuklar bakımından korunmaya değer bir yarar kalmaması halinde boşanmaya karar verilebilir.

Yargıtay Hukuk Genel Kurulu, E. 2017/3156, K. 2021/1209, T. 12.10.2021 kararında az kusurlu eşin boşanmaya karşı çıkmasının tek başına boşanma kararı verilmesini engellemeyeceği, eğer ki az kusurlu eşin karşı çıkması hakkın kötüye kullanılması niteliğinde ise veya eş ve çocuklar için korunmaya değer bir yararın kalmadığı anlaşıldığı takdirde boşanmaya hükmedilmesi gerektiği, yönündeki değerlendirmeye yer vermiştir.

Belirleyici olan ispat durumudur

Mahkeme açısından belirleyici olan, eşin boşanmayı isteyip istememesi değil, evlilik birliğinin temelinden sarsıldığını gösteren somut olayların ispat edilmesidir. Hakaret, şiddet, sadakat yükümlülüğüne aykırılık, ortak yaşamdan sürekli kaçınma ve devamlı geçimsizlik gibi vakıalar; tanık anlatımları, yazılı belgeler, mesaj kayıtları ve diğer hukuka uygun delillerle ortaya konulmalıdır. Tek bir iddia yerine, evlilik birliğini ortak hayatı sürdürülemez hale getiren olayların bütün olarak değerlendirilmesi önem taşır.

Önceki davanın reddinden sonra getirilen düzenleme

14.11.2024 tarihli değişiklikle Türk Medeni Kanunu m. 166/4 kapsamında özel bir düzenleme getirilmiştir. Buna göre, önceki boşanma davasının reddine ilişkin kararın kesinleşmesinden itibaren bir yıl geçmesine rağmen ortak hayat yeniden kurulamamışsa, eşlerden birinin istemi üzerine evlilik birliğinin temelden sarsıldığı kabul edilerek boşanmaya karar verilebilir. Bu düzenleme, önceki davanın reddi, kararın kesinleşmesi, bir yıllık sürenin geçmesi ve ortak hayatın yeniden kurulmaması gibi özel koşullara bağlıdır.

Sonuç olarak, boşanmak istemeyen eşin rızasının bulunmaması davayı kendiliğinden sona erdirmez. Boşanma kararı verilebilmesi için evlilik birliğinin temelinden sarsıldığı ve ortak hayatın sürdürülmesinin beklenemeyeceği somut ve hukuka uygun delillerle ortaya konulmalıdır.