Hayır. Ev sahibi yalnızca “oğlum oturacak” demekle kiracıyı hemen çıkaramaz. Türk Borçlar Kanunu m. 350 uyarınca kiraya veren; kendisi, eşi, altsoyu, üstsoyu veya bakmakla yükümlü olduğu kişiler için gerçek bir konut ihtiyacı varsa, kanunda öngörülen usule uyarak tahliye davası açabilir. Sözlü bildirim tek başına tahliye sonucu doğurmaz.
Tahliye için oğlun konut ihtiyacının gerçek, samimi ve zorunlu olması gerekir. Yargıtay 3. Hukuk Dairesi, E. 2018/619, K. 2018/1605, T. 26.02.2018 kararında şu ifadeye yer vermiştir:
Sözü edilen madde hükmüne göre kiraya veren veya kiraya veren durumunda olmayan malik ancak kendisinin, eşinin alt soyu ve üst soyunun veya kanun gereği bakmakla yükümlü olduğu diğer kişilerin konut (veya işyeri) ihtiyacı için dava açabilir. İhtiyaç iddiasına dayalı davalarda tahliyeye karar verilebilmesi için ihtiyacın gerçek, samimi ve zorunlu olduğunun kanıtlanması gerekir.
Bu değerlendirmede oğlun mevcut konut durumu ve diğer konut imkanları da dikkate alınır; ihtiyaç yargılama boyunca devam etmelidir.
Dava süresi de önemlidir. Belirli süreli kira sözleşmesinde sözleşme süresinin sonundan; belirsiz süreli sözleşmede ise fesih dönemi ve bildirim sürelerine uyularak belirlenecek tarihten itibaren bir ay içinde dava açılması gerekir. TBK m. 353 kapsamında süresinde yapılan yazılı bildirimin dava süresine etkisi ve dava şartı arabuluculuk ayrıca değerlendirilmelidir.
Tahliye gerçekleşirse kiraya veren, Türk Borçlar Kanunu m. 355 uyarınca haklı bir sebep olmadan taşınmazı üç yıl geçmeden eski kiracıdan başka bir kişiye kiralayamaz. Bu yasağa aykırı davranılması halinde kiracı, son kira yılında ödediği bir yıllık kira bedelinden az olmamak üzere tazminat talep edebilir. Tazminat bakımından tahliyenin mahkeme kararı ve icra yoluyla mı yoksa kiracının kendi iradesiyle mi gerçekleştiği önem taşır; her gönüllü tahliyede bu tazminatın doğduğu kabul edilmemelidir.